Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
 

GÖÇ OLGUSUNUN GİRESUN VE HAVALİSİNDEKİ YANSIMALARI-4-

Nazım KURUCA

26 Mart 2011, 13:26

Nazım KURUCA

           

GÖÇ OLGUSUNUN GİRESUN VE HAVALİSİNDEKİ YANSIMALARI

(GİRESUN’DA OTÇU GÖÇÜ)

-4-

 

Reflections oN Seasonal MIGRATION FACTS IN Giresun and Its Vicinity

(OTÇU GÖCÜ IN GİRESUN)

 

 

        Karadeniz bölgesinde mısır üretimindeki asıl değişme, özellikle Doğu Karadeniz bölgesindeki üretim artışı 19. yüzyılda olmuştur. Amerika’dan getirilen mısır tohumların Türk toplumunun hayatına girmiş ve Batum’dan Adapazarı’na kadar olan bütün Karadeniz sahillerinde ekilmeye başlanmıştır.(Kuzucu, 2007, s. 773)

            Tirebolu topraklarında kayda değer sayıda koyun ve keçi besleniyordu. Hatta bunlardan elde edilen tereyağının bir kısmı ihraç edildiği gibi derileri de dışarıya satılıyordu. (Sümer, 1992, s.134) Giresun ve havalisinin coğrafî şartları sert ve haşin olması münasebetiyle bölgede yetiştirilen hayvanların da bu iklime uyum sağlıyor olması gerekir. Karabaş, rengi beyaz ve pek nadiren siyah, beyaz olduğundan başı kulaklarıyla beraber siyah veya esmerdir. Dişileri ekseriye boynuzsuzdur, erkekler kıvrık ve kalın boynuzludur. Senevî süt hâsılatı 48–50 kg ve 35–40 kilo kadar olup saf 18–21 kilo gelir. Bu hayvanlar daha ziyade iç ve yüksek kesimlerde beslenir.  Karagöz, Beyaz, göz çevresi, burunucu, ayaklarının yarısından aşağısı siyah bazen de esmer. Bazılarında ise yalnız göz çevresinde siyah vardır. Kamçı kuyrukludur. Sıkleti 30–34 kilo saf eti 14–16 kilo kadardır. (Cumhuriyetin On Yılında “Giresun Ticaret Odası, s. 196) Arazi kullanışı bakımından Trabzon ili yüzölçümünün %23,9’u, Giresun’un %18,0’ı ve Rize’nin ise %19,5’i çayır ve mezra alanlarına denk gelmektedir.(Zaman, 2007, s.330)

            Giresun ve havalisinde özellikle “karagöz” ve “karabaş” türünden olmak üzere iki çeşit koyun yetiştiriciliği olduğu görülmektedir. Aşağıdaki tabloda Giresun ve havalisinde 1932 yılında yetiştirilen ve sayımı yapılan koyun türleri verilmiştir.

Tablo I: Giresun ve Havalisindeki 1932 Yılında

Yetiştirilen Koyun Çeşitleri

 

Karagöz

Karabaş

Yekûn

Giresun

44.026

40.104

84.130

Tirebolu

834

26.988

27.822

Görele

365

11.752

12.117

Yekûn

45.225

78.844

124.069

Kaynak: Cumhuriyetin On Yılında “Giresun Ticaret Odası”, s.198

 

            Yukarıdaki tablodaki bilgilere göre, 1932 yılında Giresun, Tirebolu ve Görele havalisinde 45.225 karagöz, 78.844 karabaş türünden olmak üzere toplam 124.069 koyunun sayımı yapılmıştır. Üretim bakımından Giresun merkezin Tirebolu ve Görele’ye göre iki kat üretime sahip olduğu görülmektedir. Yine Giresun ve havalisindeki koyun türlerinden karabaş koyunların karagöz türüne göre iki kata yakın daha fazla üretildiği kayıtlara yansımaktadır. Aşağıdaki tabloda Giresun ve havalisinde yetiştirilen hayvanların yıllık süt verim miktarları verilmiştir.

Tablo II. Giresun ve Havalisine 1932 Yılında

Yetiştirilen Hayvanlar ve Yıllık Süt Miktarı

 

Günlük Süt Miktarı Kilo

Ayda Süt Miktarı Kilo

Senede Kilo

Sağılma Müddeti Ay

İnek

3.25

97.5

580

6

Manda

4.5

135

700–800

6–7

Koyun

0.370

11.1

45–50

4,5

Keçi

0.650

19.5

100–110

4,5–5,5

Kaynak: Cumhuriyetin On Yılında “Giresun Ticaret Odası”, s.200.

 

            Yukarıdaki tablodaki bilgilere göre, Giresun ve havalisinde yetiştirilen hayvanlardan günlük süt verimi bakımından 4,5 kg ile manda birinci sırada görülmektedir. İneklerin günlük süt verimleri 3,25 kg., keçileri 0.650 kg ve koyunların ise 0.370 kg  olarak ifade edilmiştir. Bu bilgilere göre, koyun en az süt verimine sahip hayvan olarak kaydedilmiştir.

 

Giresun ve Havalisinde Otçu Göçü

            Giresun ve havalisinde asırlardan beri devam eden yaylacılık geleneğine ait XX. yüzyılın başlarındaki araştırmalara göre, geleneksel olarak bölgede yapılan yayla göçüne “ot göçü” adı verilmektedir. “Ot göçü”, halkın ”cenik” adını verdiği sahil kesimlerine yakın yerlerdeki köy vs. gibi yerleşim yerlerinden dağların yayvanlaştığı yerlerdeki yaylaklar arasında yapılmaktadır. Burada “cenik”in, diğer bölgelerdeki konar-göçerlerin kış mevsimini geçirdiği “kışlak” mahallinin karşılığı olarak kullanıldığını görmekteyiz. Cenik ile yayla arasındaki mesafe, yaya olarak birkaç günde kat edilir idi.  Göçün birkaç gün sürmesi halinde, göç kafilesi geceleri uygun yerlerde “düşün” adını verdikleri molalar verirlerdi. Düşün yerleri daha önceden tespit edildiğinden çobanlar günlük yürüyüşlerini düşün yerine göre ayarlayarak sürdürürlerdi.

            Giresun ve havalisinde “otçu göçü” kavramı bölge ile ilgili yapılan çalışmalarda sıkça kullanılmaktadır. Ancak bu kavramın bazı çalışmalarda yerli yerinde ve doğru olarak kullanılmadığı da görülmektedir. Bilindiği gibi, çok eskiden bu yana Karadeniz sahillerinde ahali tahıl ve un ihtiyacını bağında bahçesinde ektiği mısır/darı sayesinde karşılamaktadır. Mısır ekimi baharın gelmesiyle birlikte arazilerin engebeli olması münasebetiyle bahçelerin elle çapalanması sayesinde yapılmaktadır. Çapalama işi diğer işlerde olduğu gibi köylerce ortaklaşa olarak imeceler kurularak yapılmaktadır. Doğu Karadeniz bölgesindeki arazinin engebeli olması münasebetiyle bağ bahçeyi çapalama işi kazma ya da bel/belleme adı verilen aletler vasıtasıyla kazılmaktadır. Hatta bu imeceler bazen bir kemençecinin çaldığı kemençenin kaydasına ve namelerine uygun bir ritme göre kazmalarını kullanırlardı. Genellikle bu ritme uyum sağlayamayanlar imecenin dışında bırakılır ve o kimse alay konusu dahi olurdu. Ekilen mısırların Mayıs ayında ve Haziran aylarında diplerinde biten otları sökülür. Mayıs ayındaki söküme “ilk ot kazma” adı verilir. Haziran ayındakine ise “ikinci ot kazma” adları verilir. Köylü bahçelerinin otlarını söktükten sonra yaylaya giderler. Bu haftaya bazı çalışmalarda “otçu haftası” adının verildiğini görmekteyiz. Yani geride kalanların yaylaya sonradan gidişleri hakkında bu tabirin kullanıldığı ifade edilmektedir. “Sık kazma” ve “ot biçme” işlerinden iyice yorulan Cenik ahalisi yorgunluklarını atmak ve eğlenmek için genellikle Temmuz aylarında yaylalara yaptığı toplu geziye “otçu göçü” denilmektedir. (Bayram, 2001, s. 116)

            Çepni Türklerinin sıkça yaşadığı Tirebolu, Görele, Keşap, Eynesil, Dereli, Şalpazarı, Espiye gibi yerlerde bu geleneğin günümüzde bazı değişmelere rağmen devam ettiğini görmekteyiz.       Bahar ile birlikte hayvanlarını yüksek yaylalara çıkaran köylünün kış ihtiyacı olan otları da yayladaki otlaklardan temin ettiği görülmektedir. Sahildeki bahçelerde yaz döneminde ot yetişmediği için kışlık ihtiyacın temini ancak yayladaki otlaklardan elde edilecek otlar ile mümkün olabilmektedir. Yaylada etrafı firaklı, caplama, adıyla ifade edilerek çevrilen belirli bir alanda hayvanların otlamasına müsaade edilmez.  Burada büyüyen otlar daha sonra düzenli bir şekilde kesilerek denkler haline getirilir, toplanıp köye indirilir. Yaylada bu tür kesime bırakılan otlaklar bazı zaman çobanlar arasında anlaşmazlıklara da sebep olur. Buralardan elde edilen otlar eski dönemlerde at ve katırlar vasıtasıyla köylere getirilir ve kışlık olarak kullanılır. Genellikle sahilden yaylaya başlayan yürüyüş, Perşembe veya Cuma günleri yapılır yolculuk sırasında pınar başlarında oturulur, yemek yenilir, türkü söylenir, horon oynanır. (Bayram, 2001, s. 117) Otçu göçü bölge insanı üzerinde bir bayram havası yaratır.

 

Yayla Yoluna Çıkış

            Giresun ve havalisine yüzyıllardır devam eden yaylacılık geleneği bölgede bir bayram havasıyla karşılanmaktadır. En yaşlısından en gencine kadar kadın erkek bölge ahalisi bayramlıklarını giyerek bu etkinliğe katılırlar. Bölgedeki birçok edebî esere de yansımış bulunan yaylacılık faaliyetleri büyük bir coşku ile sürdürülmektedir. Ancak esas coşkuyu hayvancılık ile uğraşan köy ahalisinde görmek mümkündür. Onların hazırlıkları aylar öncesinden başlar, yaylada karlar erimeye başladıktan çimenler görünmeye başladıktan sonra gerçek bayram başlamış olur.

            Giresun sahillerine takriben 30–90 km. mesafedeki yaylalara göç eden köy ahalisi göç öncesinde birçok geleneği de yerine getirirler. Göç öncesinde hayvanlar renkli boyalar ile boyanır, süslenir, boğazlarına ziller, çanlar takılır. Göçe katılanlar güzel giysilerini giyer ve bayram gelmiş gibi büyük bir şenlik başlatılır. Sürünün en önünde giden büyük koçların başına en büyük çan (kor) takılır ve bu suretle yürüyüş başlar. Sürü içinde koyundan başka inek, at, katır, merkep gibi yük taşıyan hayvanlara bulunmaktadır. Bu arada yaylaya gitmeyen ve sürüsü az olan köylü sürüsü daha çok olan köylünün koyunlarına kendi koyunlarını da katar. Buna “koyun katma” adı verilmekte olup, çobanlar arasında sıkça kullanılan bir tabirdir.

            Bölgede yaylacılık sezonunda birkaç küçükbaş hayvanı olan köylüler, bunları bazen belirli bir ücret, bazen de hatır-gönül ilişkisi içerisinde çobanlar tarafından güdülen sürülere katarlar. (Zaman, 2007, s.255)

            Çobanlar hayvanların yorulduğu yerleri ve zamanı bildikleri için kendilerine göre konaklama yerleri tespit ederlerdi. Yol boyunca yapılan konaklamalara “düşün” adı verilir. Sürüyü yaylaya götüren kafile mola verdikleri yerlere düşün yerinde buluşalım diyerek sözleşirler ve orada topluca mola verirler. Mola yerleri bir nevi dinlenme yeri olmakla beraber aynı zamanda eğlenme ve türkü çağırma yeri olarak da ifade edilmektedir.

            Giresun’da göç alan yaylaların başında Sisdağı, Panayır, Konakdüzü, Kavraz, Ağaçbaşı, Çakıl, Günlük, Karadoğa, Karaovacık, Kümbet, Kulakkaya, Tamdere, Çağman, Bektaş, Karagöl, Sırganlı, Eğribel, Baybahaanlar, Çeğrez, Paşakonağı, Kazankaya, Çakrak, Gavurdağı, Saydere, Asurcuk yaylaları gelmektedir. (Sarısaman,1999, s.56) Bu yaylalarda köylere göre obalar kurulur ve her köy kendi obasıyla anılırlar. Mesela, Şarlı, Gülef Yurdu, Ağalar, Ağıl Düzü, Beğ Obası, Han Yanı gibi obalar oradaki köylüler tarafından adlandırılmışlardır. Şebinkarahisar ahalisinin kullandığı yaylalar ise Yediğöz, Sarıçiçek, Asarcık, İndimerek, Saydere, Çatak ve Tohumluk yaylalarıdır. (Okutan, 1949, s.10–11) Görüldüğü üzere yaylacılık faaliyetlerine sadece sahil beldelerinden değil aynı zamanda yüksek yerlerdeki yerleşimlerden de büyük bir katılım olmaktadır. Yaylalarda giderek büyüyen otlak arazisi ihtiyacı,  kullanılan odun ihtiyacının artması, oba-yayla ailelerinin ormanları tahrip etmelerini de beraberinde getirmiştir. (Bekdemir- Özdemir, 2002, s.31)

           

Çobanların Yayla Faaliyetleri

            Karadeniz sahillerinden yüksek yaylalara çıkan çobanlar yaklaşık altı ay boyunca yaylada kaldıkları için burada da günlük hayatlarına ait birçok faaliyeti sürdürmek durumundalar. Yılın nerede ise yarısını geçirdikleri yaylalarda en önemli problem barınma diye ifade edilmektedir. Yaz mevsiminde sahil köylerde havalar sıcak giderken, yaylada havalar soğuk hatta bazı zamanlar sisli-fırtınalı geçtiği için ısınmak için bol miktarda oduna ihtiyaç duyulmaktadır. Ulaşımın patika yollar sayesinde yapıldığı ve yükleri de hayvanların taşıdığı zamanlar yaylaya köylerden odun götürmek büyük sıkıntı iken, son yıllarda yapılan yeni yollar sayesinde çobanlar odun ihtiyacını arabaların taşıdığı odunlar sayesinde gidermektedir.

            Barınma, obalarda genellikle rahatlıkla kurulabilen ve sökülebilen türde çadırlardan oluşmakta ise de konaklamanın durumuna göre de geçici ya da devamlı kalınacak olması barınağın durumunu tayin etmektedir. Son yıllarda çadır kurmaktan çok taşlardan yapılan barınaklar kullanılmaktadır. Taş ile örülen oba binalarının üzeri bölgede üretilen ince tahtalar  “hartama” ile örtülmektedir. Yaylalardaki binalara genellikle tuyluk, sayfan ve kelif adlarının verildiği görülmektedir. (Bilir, 2005,s. 66)

            Yayla konutlarının inşasında; iklim, yapı malzemesi, yaylada kalış süresi ve ekonomik faaliyetler, ulaşım, ailelerin gelir seviyesi, kısaca doğal ve beşerî çevre şartları etkili olmaktadır. (Zaman, 2007, s. 301) Yayla konutlarının kısa süre kullanılmaları nedeniyle, genelde eklentileri bulunmamaktadır. Ancak aileler bir kısım evin uygun bir köşesine merek adını verdikleri ve çeşitli malzemelerini sakladıkları eklentiler inşa etmektedir. (Zaman, 2007, s.310)

            Hayvanların barınması için ise kuzu badı, ağıl, bere adları ile anılan yerler yapılmaktadır. Kuzu badı, sürüdeki oğlak ve kuzuların toplandığı yere denilmekte olup genellikle taşlar ile örülüdür. Ağıl, etrafı taş ya da fındık çubukları ile örülmüş koyun ve keçilerin barınaklarına denilmektedir. Bere ise sürülerin toplanıp sağıldıkları alanlara denilmektedir. Bölge insanının caplama/çaplama diye adlandırdığı kalın ağaçlardan kesilerek kullanışlı hale getirilmiş odunlardan da hayvan barınaklarının yapıldığı bilinmektedir.

            Çobanların eski tarihlerde gıda ihtiyacını köyden getirdiği un ve diğer gıdalardan temin etmesi yanında, kendi ürettiği gıdaları da tükettiği bilinmektedir. Yine çobanların yaylada çevirdikleri bahçelerde bazı ürünleri de yetiştirdikleri görülmektedir. Ancak son yıllarda ulaşımın da kolaylaşması sayesinde ve yerleşimin de artması neticesinde yaylaların çoğunda dükkânlar açılmıştır.

            Yaylalara varıldığında yük ve eşyalar evlere yerleştirilir, kışın yağan kardan hasar gören evler tamir edilir, tamiratı o anda mümkün olmayan ağır hasarlı evler ise, gerekli malzemelerin getirilmesi için bir sonraki sefere bırakılır. Bu esnada yine yaylalardaki evlerin yanında yöre insanınca bağlak, çevrim, şennik gibi adlar verilen kışın tüketilmek üzere çayır yetiştiren bahçelerdeki küçük parseller içerisine, yaylacılık sezonunda buralarda kalan yaylacıların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik, köylerden getirdikleri lahana, pırasa, marul, taze soğan ve patates gibi sebzeler dikilir. (Zaman, 2007, s.295

            Koyunlar yaylada imece usulüyle kırkılır. İmeceyi yapacak olan sürü sahibi akşamdan bütün obadaki evlere haber verir. Buna “imece çağırma” adı verilmektedir. Sabah erkenden bütün obanın erkekleri bir araya gelir ve koyunları kırkmaya başlarlar, koyunlar kırkılan ev sahibi bütün misafirlerinin yeme, içme gibi günlük ihtiyaçlarını karşılarlar. (Bilir, 2007, s.214) Bu koyun kırkma işleri nerede ise günlük bir iş olarak her gün sürüp gider. Yaylacılar koyun sürülerini belli bir sayıda tutabilmek için o yıl doğan yeni kuzulardan büyük bir çoğunluğunu celeplere satarlar, bazılarını “toklu” niyetine koyun içinde bırakırlar. Bu toklular esasen koyunların yenilenmesi, gençleştirilmesi işi için uygulanmaktadır. Yaylada çobanlar sürüleri çoğu zaman birleştirip otlatırlar.

            Haftanın belli günlerinde kurulan pazarlar yaylacıların buluşma yeri gibidir. Pazar yerinde sosyal ihtiyaçların karşılanması için yapılan cami, dükkân, misafirhane gibi yerler ihtiyaçlara cevap vermektedir. Pazar yerleri bir şenlik yeri olup, sadece mal alış satışı değil, aynı zamanda gençlerin eğlencelerine de sahne olmaktadır. Pazarda genellikle obalardan getirilen ürünler satılır, taze kesilmiş etler pişirilir ve yerinde

                                                                                                                Sayfa:14   

  

                                                                                          devam edecek….

 

 

Bu haber 920 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
BİR MİLLETİN GÖZ YAŞI...HOCALI23 Şubat 2019

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

Sitemizde Bulunan Haberler Kurumumuzca Telif Hakkına Sahiptir. İzinsiz Kullanılması Yasaktır. Her Editör Kendi Yazısından Sorumludur.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi